www.yenerbabat.av.tr
Boşanma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ile düzenlenmiş olup, zina, TMK madde 161’de özel ve mutlak bir boşanma sebebi olarak yer almaktadır. Zina, evlilik birliğinin temel taşlarından olan sadakat yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir ve bu nedenle Türk aile hukukunda ciddi bir kusur olarak değerlendirilir. Bu makalede, zina nedenine dayalı boşanma davasının hukuki çerçevesi, Yargıtay içtihatlarıyla somutlaştırılacak ve doktrindeki önde gelen hukukçuların görüşleriyle analiz edilecektir:
Sadakat yükümlülüğü, eşlerin evlilik birliğini sürdürürken gözetmeleri gereken en önemli yükümlülüklerden biridir. Sadakat yükümlülüğünün ağır bir ihlali olan zina; aldatılan taraf için güven sarsıcı, onur kırıcı ve evlilik birliğini sürdürmeyi engelleyici nitelikte bir eylemdir. Bu kapsamda; aldatılan tarafın zina sebebiyle boşanma davası açabileceği TMK 161. madde hükmünde açıkça düzenlenmiştir. Nitekim 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 161. maddesi şu şekildedir: '' Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. (TMK 161/1) Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. (161/2) Affeden tarafın dava hakkı yoktur. (161/3) ” Bu madde, zinayı mutlak bir boşanma sebebi olarak tanımlar; yani zinanın ispatlanması halinde, evlilik birliğinin çekilmez hale gelip gelmediği gibi ek bir koşul aranmaz. Zina mutlak boşanma nedeni olduğundan zinanın varlığı halinde hakim boşanma kararı vermek zorundadır. Burada ayrıca hakimin evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını araştırma yükümlülüğü yoktur. (Akıntürk/Ateş Karaman, s.248) Mutlak bir boşanma sebebi olarak zina sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için eylemin cinsel birleşme seviyesinde olması gerekir. Bu anlamda yalnızca yakınlaşma veya flört olarak adlandırılan, cinsel ilişki seviyesine varmayan eylemler zina olarak kabul edilmez; ancak sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemler oldukları için açılacak boşanma davasında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayanılabilir.
Zina sebebiyle boşanma davasını, aldatılan eş açabilir, Yetkili Mahkeme; Türk Medeni Kanunu’nun 168. Maddesine göre yetkili mahkeme boşanma ve ayrılık davalarında eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önceki son defa 6 aydan beri oturdukları yer mahkemesidir. Davanın süresi ve önemi açısından davanın açılacağı mahkemenin konumu son derece önem arz etmektedir. Dava, Aile Mahkemesi’ne başvurarak(eğer yargı çevresinde Aile Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine) açılacaktır. Hak düşürücü sürelere riayet edilmelidir, HMK’da belirtilen şartların dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereklidir, aksi halde dava reddedilebilir. Şüphesiz ki her eylem zina ya da aldatma olarak değerlendirilmez. Bu nedenle öncelikle eylemin zina olup olmadığı konusunda hukuki değerlendirilme yapılması gereklidir.
Zina kesin olarak cinsel birlikteliğin gerçekleştiği ile ortaya konulabilir ya da bu yönde kanıtlar var olmalıdır. Yargıtay, kuvvetli emarelerin varlığını zinanın ispatında yeterli kabul etmiştir. Belirli olgular zinaya dair haller kabul edilir:
TMK madde 161/2, zina nedenine dayalı boşanma davası için iki hak düşürücü süre öngörür: Boşanma sebebinin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükârda zina eyleminin üzerinden 5 yıl. Bu süreler, zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir ve hâkim tarafından resen dikkate alınır. Görüldüğü üzere davaya hakkı olan eş, davasını belirtilmiş olan bu sürelerde açmak zorundadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki; Zina fiili devam etmişse, süreler en son eylemden başlar.
“…Yapılan yargılama ve toplanan deliller ile dinlenen tanık beyanlarından, davacı-karşı davalı erkek ile dava dışı S.O. isimli kadının mahkemeninde kabulünde olduğu üzere beraber tatile gittikleri, sosyal ortamlarda bu kadını eşi olarak tanıttığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı kadının zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde davalı-karşı davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarih, 2017/4249E. Ve 2018/11761K. Sayılı kararı)
"Davalı-davacı kadın, kocanın başka kadınla yaşadığı iddiası ile zina sebebine dayalı boşanma davası açmış, ( TMK.md.161 ) mahkemece, davanın 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçe gösterilerek istek reddedilmiştir. Mahkemece, davalı-davacı kadının en geç 01.03.2011 tarihli karşı dava dilekçesi tarihi itibariyle zina olgusunun öğrenilmiş olduğu, buna göre de, 30.01.2012 tarihli zina sebebine dayalı birleşen boşanma davasının 6 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen; davalı-davacı kadının tanıkları kocanın başka kadınla yaşamaya devam ettiğini beyan ettikleri gibi, davalı-davacı ( kadın ), kocanın birlikte yaşadığı H. adlı kadından 10.07.2012 tarihinde S. D. isimli bir çocuğun doğduğuna ve kocanın tanıması nedeniyle 17.04.2013 tarihinde nüfusa tescil edildiğine dair nüfus kayıtlarını sunmuştur. Davalı-davacı ( kadın )’ın tanıklarının beyanı ve kocanın evlilik dışı doğan çocuğun doğum tarihi nazara alındığında, kocanın zina eylemini sürdürdüğü, çocuğun doğum tarihine göre H. isimli kadınla yaşadığı, kadının zina sebebine dayalı boşanma davasının süresinde olduğu, bu nedenle bu davanın da kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine hükmedilmesi doğru olmamıştır."
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.12.2014 tarih, 2014/26168E. Ve 2014/25672K. Sayılı kararı)
“…Mahkemece erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebinin (TMK m. 161) reddine karar verilmiştir. Toplanan delillerle, kadının başka bir erkekle birlikte aynı evde kaldıkları anlaşılmaktadır. Zina olgusu ispatlanmıştır. Davalı-karşı davacı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebinin (TMK m. 161) kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04.03.2019 tarih, 2018/3397E. Ve 2019/2071K. Sayılı kararı)
“…Davacı kadın öncelikle zina (TMK m. 161), kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, mahkemece erkeğin başka bir kadınla yaşadığı duygusal ilişkinin güven sarsıcı boyutta olduğu zina boyutuna varmadığı gerekçesiyle kadının zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinin reddine, TMK 166/1. maddesi uyarınca ise davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı kadının tanık beyanları ve özellikle dosya içerisine yansıyan … 5.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/223esas sayılı dosyasında yer alan 16.03.2015 tarihli bilirkişi raporunun içeriği ve ilgili mahkemenin kararı incelendiğinde; davalı erkeğin evli olan bir kadının evinde olduğunu gösteren fotoğrafların olduğu, dosyamız davalısı erkeğin diğer kadının eşinin şikayetiyle konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza aldığı, tanık beyanında da belirtildiği üzere erkeğin aleyhine uzaklaştırma kararı verildiğinde bu kadının yanında kaldığı gerçekleşen bu durumlar karşısında erkeğin bir başka kadınla birliktelik yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı erkeğin zinası ispatlanmıştır. O halde, kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarih, 2017/4249E. Ve 2018/11761K. Sayılı kararı)
“…Zina sebebine dayalı olarak boşanmaya karar verilebilmesi için öncelikle; davalı eşin başka bir kişiyle cinsel ilişkiye girmesinin veya cinsel ilişkinin gerçekleştirildiğine pek muhtemel bakılan bir durum içine girdiğinin kanıtlanması gereklidir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle; davalı erkeğin dava açılmadan önce başka bir kadınla birlikte birden fazla kez farklı otellerde tatil yaptıkları ve o kadınla birlikte aynı odada birlikte çekilmiş müstehcen fotoğraflarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hale göre Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde yer alan boşanma sebebi gerçekleşmiştir. O halde; davacı kadının zina hukuksal sebebine dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…”
“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere; davacı-karşı davalı kadın, evlilik devam ederken, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı,…… isimli şahısla mutad sayıdan fazla telefon görüşmeleri ile mesajlaşmalarının olduğu, tanık olarak dinlenen ortak çocuk tarafından da belirtildiği üzere, cinsel birleşmenin gerçekleştiğine delalet eden mesajlaşma içeriklerinin açığa çıktığı, kadının bazı günler eve gelmeyerek eve gelmeme nedeni, nerede kaldığı hakkında bilgi vermekten imtina ettiği gibi bu konuda yalan beyanda bulunduğu, bu durumunda tanık beyanlarınca açıkça ifade edildiği, ayrıca ….isimli şahısla alkollü mekanlarda samimi şekilde göründüğü, bu durumunda eşinden gizlenmesi için bu hadiseye şahit olan tanıklarla görüştüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı boşanma davasını ispatladığının kabulü gerekir. O halde davalı-karşı davacı erkeğin zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir…”(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.06.2018 tarih, 2017/1870E. Ve 2018/7294K. Sayılı kararı.)
“...Davacı-karşı davalı kadın 09.03.2015 tarihinde evlilik birliğinin temelinde sarsılması hukuki nedenine dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, 06.06.2016 tarihli usule uygun ıslah dilekçesi ile davasını terditli hale getirerek; tarafların zina (TMK m. l61) olmadığı takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) hukuki nedenine dayalı olarak boşanmaları talebinde bulunmuştur. Davacı-karşı davalı kadının ıslah dilekçesi incelendiğinde; talebin dava dilekçesinin ıslahı niteliğinde olduğu, bu durumda TMK 161. maddesinde belirtilen 6 aylık hak düşürücü sürenin davanın açıldığı tarihe göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı-karşı davalı kadın davalı-karşı davacı erkeğin Y. isimli kadınla 14.11.2014 – 16.11.2014 tarihleri arasında aynı uçakla Antalya’ya gidip aynı otel odasında kaldıkları iddiasında bulunmuş ve dosya arasında bulunan müzekkere cevapları ile iddiasını ispatlamıştır. Belirtilen olay tarihleri dikkate alındığında 09.03.2015 tarihinde açılan davada 6 aylık hak düşürücü sürenin dolmadığı anlaşılmakta olup bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesinin zina hukuki nedenine dayalı olarak açılan davada verdiği hükme yönelik istinaf başvurusunun esası incelenecek yerde, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir...”
(Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2020/1854E. Ve 2020/3542K. Sayılı kararı)
Davacı kadın TMK’nın 166/3 maddesine dayalı olarak 10.11.2017 tarihinde boşanma davası açmış, dava erkeğin boşanmayı kabul etmemesi nedeniyle çekişmeli hale dönüşmüştür. Davacı kadın çekişmeli boşanma talebine ilişkin dava dilekçesini ise 04.01.2018 tarihinde dosyaya ibraz etmiş ve çekişmeli boşanma davasının yargılama aşamaları da bu şekilde başlamıştır. Anlaşmalı olarak açılan davanın duruşma gününün beklenildiği süre içinde tarafların aynı evde fakat ayrı odalarda kaldıkları, kadının doğum günü olan 20.11.2017 tarihinde davalı eş ile yemek yemeleri tanık anlatımlarından özellikle erkek tanığı ...’ın beyanından “Bir süre aynı evde kalıyorlardı ancak davacı davalıyı affetmedi, hatta bende ikna etmeye çalıştım” beyanı karşısında af, en azından hoşgörü olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Yanılgılı değerlendirme sonucu davacı kadının, davalı erkeğin kusurlu davranışlarını affettiği veya hoşgörü ile karşıladığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - 2020/727 E. - 2022/1620 K.)
Bu internet sitesinde yer alan tüm içerikler, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Yayınlanan yazılar, hukuki danışmanlık hizmeti niteliği taşımamakta olup, herhangi bir somut uyuşmazlıkta kullanılmak üzere hazırlanmış değildir. Sitede yer alan görüş ve bilgiler, yalnızca yazarın kişisel değerlendirmelerini içerebilir; yargı kararları veya mevcut doktrinle birebir örtüşmeyebilir. Hukukun sürekli değişen ve gelişen bir alan olması nedeniyle, içeriklerin güncelliği zaman içinde yitirilmiş olabilir. Bu nedenle, sitedeki bilgiler esas alınarak herhangi bir hukuki işlemde bulunulmaması ve özgün durumlar için mutlaka bir avukattan profesyonel destek alınması tavsiye olunur. Bu sitede yer alan içeriklerin kullanılmasından doğabilecek sonuçlardan Av. Yener Babat hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Bilgilerinize sunarız.